Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, devlet üniversitelerindeki 2.
öğretim programlarının kapatıldığını açıkladı. Bununla birlikte, vakıf
üniversitelerinde de benzer bir adım atılacağını ifade eden Özvar, bu
programların yerine istihdama yönelik ve geleceğin mesleklerine uygun
programların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Mimarlık, eczacılık, psikoloji, beslenme bazı temel bilim program kontenjanları
da azaltılacak. Bunlar atılması gereken güzel adımlar fakat kesinlikle yetersiz.
İşsizler ordusu meydana getiren her şehire üniversite açma politikası ve
açıköğretim sistemi devam ettikçe, niteliksiz tabela üniversiteleri
kapatılmadıkça sorun devam edecektir.
Üniversiteler toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan kalkınmasında
önemli bir yere sahiptirler. Toplumu meydana getiren bireylerin kişisel
gelişimlerinin yanında siyasal ve sosyal hayatı, olayları anlama, sorgulama ve
değerlendirme yetisini kazanma açısından belli bir eğitim-öğretim sürecinden
geçmeleri zaruridir. Fakat bu eğitim-öğretim sürecinin toplumdaki neredeyse
herkes için üniversite düzeyine çıkarılması mantık dışıdır. Dünyanın hiçbir
ülkesinde böyle bir uygulama yoktur. Bu uygulama beraberinde çok sayıda
problemi ortaya çıkarmaktadır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin
bağımsızlıklarını korumak için ekonomik yönden güçlü olmaları gerekir. Bunun
içinde toplumsal kalkınmanın sağlanması şarttır. Toplumdaki herkesin beyaz
yakalı olacağı bir sistem mümkün değildir. Bu sistemi teşvik eden eğitim
sistemi iş kollarında ciddi istihdam sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde
sanayi, teknoloji ve tarım alanlarında mavi yaka olarak adlandırılan nitelikli
işçilerin yetersizliği nedeniyle ekonomik çarkın devamlılığının sağlanmasında
çoğu yerde kayıtdışı çalıştırılan mülteciler kullanılmaktadır. Meslek kollarında
yaşanan eleman eksikliğinin düşük iş ücretiyle Suriyeli, Afgan, Özbek
göçmenler tarafından karşılanması da ülkemiz için yalnızca ekonomik değil
siyasal, sosyal, kültürel problemlere yol açmaktadır.
Peki ne yapılması gerekiyor?
1982 yılında başlanan ve öğrenci sayısı 3 milyonu aşan açıköğretim
sistemi tamamıyla sonlandırılmalıdır.
Mezun sayısı nedeniyle nitelik-nicelik ve atama sayılarında ciddi
problemler yaşayan İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri ve Fen-Edebiyat
Fakülteleri’nin kontenjan sayısı %70 azaltılmalıdır.
Üniversiteler başarı sıralamasında ilk 20 içerisinde olmayan bilhassa
nüfusu az olan kırsal şehirlerdeki üniversitelerin lisans bölümleri
tamamen kapatılmalıdır.
Başta İstanbul olmak üzere yetersiz akademik kadrolarla kurulan,
kampüsü olmayan başarısız tabela üniversiteleri kapatılmalıdır.
Tıp, Hukuk ve Eczacılık gibi bölümler sadece 2000 öncesi kurulan köklü
üniversitelerde yer almalıdır. Diğer üniversitelerde bu bölümler kalitenin
yükseltilmesi için kapatılmalıdır.
İç Anadolu, Karadeniz, Doğu, Güneydoğu bölgelerinde 2000 sonrası
kurulan, öğrenci sayısı az ve başarı sıralamasında son sıralarda yer
alan, tercihlerde talep görmeyen üniversiteler tamamen kapatılarak yeni
nesil Meslek Yüksekokulları’na dönüştürülmelidir. Bu yüksekokullarda
yapay zeka teknolojileri başta olmak üzere çağımıza hitap eden yeni
bölümler açılmalıdır.
Ortalamaları belli bir seviyenin altında kalan başarısız öğrenciler meslek
liseleri ve sonrasında meslek yüksekokullarına yönlendirilmelidir. Bu
kapsamda teşvik amaçlı ücretsiz kredi ve burs desteği, ücretli staj ve
sigorta girişi desteği verilebilir.
Bu maddeler çoğaltılabilir. Akademisyenlerden oluşan bir komisyon kurularak
alternatif çözümler üretilebilir. Fakat devlet tarafından atılan adımlar doğru olsa
da yavaş ve yetersiz olduğu aşikâr.
Zorlu ekonomik koşullar altında yüzbinlerce işsiz gencin mağdur olduğu
mevcut eğitim-öğretim sisteminde radikal, hızlı ve köklü değişiklikler
yapılmadıkça yurtdışına çıkma hayalleri kuran nitelikli gençler ve istihdam
sorunu yaşayan üreticiler var olmaya devam edecektir.