Muğla’dan Yatağan’a giden yol, sıcağın üstünde yılan gibi kıvrıla kıvrıla uzanıyor. Temmuz güneşi bir vuruyor, bir saklıyor kendini; zeytin yaprakları bir parlayıp bir sönüyor. Yol kenarında bir tabakaya takılıyor gözlerim. Belen Kahvesi…
Ağzımdan istemsizce
“Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya, baktım ovaya
Bay Mustafa çağırdı, dam’oynamaya…” dökülüverdi.
He, işte o türkünün geçtiği yer burası dedim, direksiyonu kırıp köy yoluna daldım.
Zeytin ağaçlarının gölgesine sinmiş evlerin arasından geçtim. Bir iki kadın avluda fasulye yoluyo, yaşlı bi amca gölgede sigarasını tüttürüyor. Tepeye tırmanırken tamamlanmayı bekleyen hikâye gibi karşıladı beni Belen Kahvesi.
Duvarları yılların isini, kokusunu çekmiş. Kapıdan girdim, içeride bir loşluk, bi garip hava… Tahta masalar, sanki her biri yıllardır aynı hikâyeyi dinlemiş de susmuş.
Dışarı çıktım, kahvenin önünde ovaya karşı bir masada beli hafif bükük, başında kasket, sakalı kırçıl doksanlı yaşlarda bir amca oturuyor.
— Hoş geldin gari, dedi, bi sandalyeyi çekip yanına oturdum. Biraz sustu. Ben de sustum. Çay içtik. Bir iki kelam derken amca kendi kendine söylenir gibi anlatmaya başladı:
— Evlat, ben o vakitler beş altı yaşlarındaydım. Şu karşı dut ağacının dibinde arkadaşlarla oynuyorduk. Ne bileydik ki az sonra köyün sesi kesilcek…
Gözleri uzaklara gitti, sesi titredi:
“Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı, yıkar masayı
Söz anlamaz Ormancı, çekmiş kafayı
Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı”
— Mustafa Şahbudak’la muhtar Tevfik abi kahvenin önünde dama oynuyolardı. Taşların dizilişini hâlâ görürüm gözümün önünde. O sıra Sarı Memet geldi. Rakı kokusu burnuma hâlâ gelir… Bekçiye “yangın evrakını al git” dedi. Muhtar bırakmadı. Sesler bi yükseldi, bi yükseldi… Memet masaya bi vurdu, taşlar havaya saçıldı. Mustafa da tokadı yapıştırdı.
Amca:
— Sonra arkaya gittiler. Biz çocuklar ardına düşmedik, ama sesleri duyuyoduk. Bi bağırtı, bi homurtu… Memet kamayı çekti, Mustafa’nın kolunu yardı. Mustafa belinden tabancayı çekti, yere bi sıktı. Ama kurşun döndü dolandı, Muhtar Tevfik’e değdi.
“Geneves’in suları hoştur içmeye, hoştur içmeye
İçinde köprüsü var gelip geçmeye
Tevfik’imi vurdular, hiç mi hiçine, hiç mi hiçine
Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı”
— Muhtar Tevfik’i sedire yatırdılar. Yüzü bembeyaz… “Ben ölüyorum gardaş, hakkını helal et” dedi. Biz donup kaldık.
“Geneves’in ortasında değirmen döner, değirmen döner
Değirmenin suları dağından iner
Ormancıya atılan kurşun Tevfik’e değer,
Tevfik’e değer
Tevfik’imin acıları yürekler deler
Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı”
— O günden sonra bizim köy bi başka sustu evlat. Biz çocuk da olmadık artık. Neden sonra Pisili Tahir Usta sazını eline aldı, işte bu türküyü yaktı. Onunla dağlar, taşlar ağladı gari…
Ben sustum amca da sustu. Kahveye girdim ardından çıkıp ovaya baktım. Yüreğime bir sızı oturdu.
Amca hâlâ oradaydı. Sessizce yokuş aşağı yürüdüm yürüdüm yürüdüm…




Manidar bir yazı olmuş.
Emeğinize sağlık.
Yüreğinize ve emeğinize sağlık sayın hocam 👏👏👏
Yüreğine kalemine sağlık harika olmuş
Kalemine kuvvet hocam
Musa daha önce okumuştumgüzel bir yazı. Eline diline kalemine sağlık.Çok teşekkür ederim.
Musa hocam çok güzel bir yazı olmuş.
Üstad yürümeye devam 👋👋👋
Çok güzel olmuş elinize kaleminize saglik
Ekleri bize saglik hocam sahane bir yazi olmus. Icime isledi.
Yine harikaları döktürdüğün bir yazı… Kalemine sağlık Musa Hocam…
Çok acı bir hikaye bize aktardığınız için teşekkür ederiz Musa hocam
Türküyü biliyordum, ama türkünün böyle olaylar ile yaşandığını bilmiyorduk.
Teşekkürler, ellerinize sağlık
Malesef bu toprakların hikayelerini sanal alem yiyip bitiriyor. Ve sizin gibi değerli kalemlerde hayatın kayıt altına alınması ne güzel.
Hikayeyi biliyordum ama yaşayan birinin azından dinlemek daha çok etkiliyor sanki amca bana da anlatmış gibi oldum
Güzel anlatım için teşekkür ederim sanki orada gibi hissediyor insan
Türküyüde hikayeyide biliyordum ama yaşayan birinin azından dinlemek bambaşkaymış sanki amca bana anlatmış gibi oldu
Teşekkürler emeğinize sağlık
Adana dan selamlar saygılar hocam
Güzel,etkileyici bir anlatım.
Kalemine sağlık
“Geneves’in ortasında değirmen döner, değirmen döner
Değirmenin suları dağından iner
Ormancıya atılan kurşun Tevfik’e değer,
Tevfik’e değer
Tevfik’imin acıları yürekler deler
Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı”
Bir dörtlük daha ekledik… emeğinize, yüreğinize sağlık.
Etkileyici ve duygu yüklü bir yazı olmuş. Teşekkür ediyorum.
Türküyü biliyorduk ama hikayesini bilmiyorduk. Her türkünün farklı, ilginç bir hikayesi var. Bu da öyle. Hem öğrenmiş olduk hem edebice, güzel bir yorumla öğrenmiş olduk. Nicelerine, nice yazılara. Kendi adıma teşekkür ediyorum.
Hüzünlü bir hikaye, duygu yüklü bir kalemle anlatılmış…
Kaleminize, yüreğinize sağlık.
Sevgili Hocam Edebiyat Tiyatro Sinema Sanat Kültür Tarih Medeniyet.Başarılar Diliyorum.
“Türkülerin güzel yanı bu işte: bir öykülerinin olması…
Kaleminize, yüreğinize sağlık…
Var olun, üstadım!”
Kaleminize kuvvet Musa Hocam.
Anadolu’muzun türküleri de,o türkülerinin hikayeleri de bir başka oluyor hocam. Dinlerken ya da okurken içimize kadar işliyor.
Kaleminize yüreğinize sağlık
Duygu yüklü anlatım gerçekten çok etkileyiciydi. Türküyü biliyordum hikayesinide öğrenmiş oldum.
Türkülerin ne acıklı hikayeleri var,sizin kaleminizden de şiir gibi anlatım olunca etkileyiciliği iyice artmış, yüreğinize sağlık
Yakılan türkü köy için hala yaraları taze tutuyor
Emeğinize sağlık hocam.