Bir devrin hatırası, derin sevdaların sesi sustu bugün.
Yavuz Bülent Bakiler, yaşadığı hayatla, aşklarıyla, vatana sevdasıyla ve inancıyla başlı başına bir Anadolu’ydu. Anadolu’nun taşına, toprağına, türküsüne, duasına sinmiş bir yürek…
“Sivas’ta Yoksul Çocuklar” dediğinde, sadece Sivas’ın yoksullarını değil, bütün memleketin gariplerini kucaklamıştı. O şiirde yalnızca mısralar yoktu; anaların titreyen yüreği, babaların nasırlı elleri, çocukların yorgun gözleri vardı.
Biraz da Ankaralıydı o. Cebeci İstasyonu’nda trenlerin uğultusuna karışan dizelerinde, bütün yürekler yeniden aşka kanat çırpar, yeniden umutla dolardı. O yalnızca bir şair değildi. Sözleriyle bir nesli besleyen, sohbetleriyle ruhları dirilten bir hatipti.
Ana sütü kadar temiz Türkçemiz onun dilinde daha da berrak, daha da latif bir hâle bürünüyordu. “Sözün Doğrusu” onda ete kemiğe bürünür, insanın kalbine nakış gibi işlenirdi.
Türkistan sevdası ise bambaşka yanardı gönlünde. Gezi yazılarında, hatıralarında Sovyet zulmünün, Rus esaretinin kardeşlerimiz üzerindeki derin yaralarını anlattı. Sosyalizmin karanlık yüzünü, İslam’ın aydınlık hakikatini genç dimağlara sabırla, sevdayla nakşetti.
Bir ömür boyu kalemiyle, kelamıyla, inancıyla bu milletin sesi oldu. O milletine gönül verenlerin yanındaydı; o, mazlumların, yetimlerin, unutulanların yoldaşıydı.
Şimdi ardında yüreğimizde derin bir boşluk bırakarak göçtü gitti. Ama mısraları hâlâ yaşıyor. Çünkü mısralar ölmez. Çünkü şair ölse de şiir kalır, şairin yüreği kalır, şairin duası kalır.
Koca Ustaya rahmet niyazı ile…