Akyaka Orman Kampı’na ilk vardığımda, derin bir nefes aldım. Ciğerlerim sanki ilk kez nefes alıyordu. Toprak kokusu, çam iğneleri, ağustos böceği bağırmaları… Bana sormadan, içimdeki bütün gürültüyü susturdu.
Çadırımı gölgeli bir açıklığa kurdum. Yüzlerce çadır vardı ama hepsi birbirinden uzak, kendi sessizliğine gömülmüş gibiydi. Kamp dediğin böyle olurdu zaten. Bir nevi inziva.
Her sabah, telefonumun sesiyle uyanıyordum. Kısık, nazik, insanı ürkütmeyen bir alarm. Namaz vaktini haber verirdi bana. Doğanın içinde, göğe açık, toprağa yakın bir secde… Rüzgârla konuşan bir dua… Kimseye zararı olmayan bir sabah sessizliği.
Bir sabah, çadırımın önüne üç çadır birden kuruldu. Dizilmişlerdi yan yana. Üç ayrı aile… Belli ki dosttular. Çadır aralarında neredeyse yürüyemeyecek kadar az mesafe vardı artık. Koca ormanda yer mi kalmamıştı da gelip burnumun dibine kuruldular? İçimden söylendim. Ama dilimi tuttum.
“Ne diyeyim.” dedim, “Onlar da tatil yapıyor.” Ben buraya susmaya geldim. Arınmaya… İçimdeki şehir tozunu silmeye…
Ama gece çökünce, başka bir şey başladı.
Kasa kasa bira geldi. Koliler, torbalar, plastik bardaklar… Önce kahkahalar yükseldi, sonra müzik… Sonra bağırışlar, şarkılar, çocuk sesleri… Çam ağaçları bile irkildi. Kuşlar sustu.
Ben, çadırımda oturdum. Ses etmedim. Sabrettim. İçimden, “Bu gece de geçer.” dedim. Oysa uykum geçmiyordu.
Sonra sabah geldi. Alarmım çaldı. Her zamanki gibi… Kısık… Usul… Bir selam gibi…
Namazımı kıldım. Toprağa kapandım. Yüzümü göğe çevirdim.
O sabah çadırlarını sökmeye başladılar. Toparlanıyorlardı. İçimden bir “oh” çektim ama yine de belli etmedim. Bir huzur doldu içime. Derken bir kadın geldi yanlarına. Yanında bir adam. Yeni gelmişler. Yer arıyorlar.
Kadınlardan biri, çadırını toplayan, o gece boyunca en çok gülen, en çok bağıran kadın, Benim çadırımı eliyle işaret etti.
— Burayı tavsiye etmem, dedi.
— Neden?
— Şu çadırdan… Sabah alarm sesi geliyor. Uykumuz bölünüyor.
O an durdum. Sanki biri kalbime ince bir bıçak soktu. İçimden bir öfke yükseldi. Gece boyu uyutmayan sen… Onlarca çadırı rahatsız eden kahkahaların, müziğin, içki seslerin… Onlar ses değil miydi?
Bir şey söyleyecektim. “Hak mı bu?” diyecektim. “Benim alarmım namaz vakti içindir. Birkaç saniye bile sürmedi. Senin kahkahaların saatlerce sürdü…” Ama sustum.
Yutkundum. Ve sadece güldüm.
Sessiz bir gülüştü bu. Sitem değil. İsyan değil. Belki biraz hüzün. Belki biraz teslimiyet.
Kadın uzaklaştı. Arkada kalan boşluğu, çamların gölgesi doldurdu. Yine yalnız kaldım.
Ama bu yalnızlık, kimsenin terk ettiği değil, Benim bilerek seçtiğim bir yalnızlıktı.
Ve o sabah, alarmım çalmaya devam etti. Çünkü ben hâlâ uyanmayı bilenlerdenim.
Hayatta bu tipler çok. Ama bunları tanımlamamak tanımlayamamak bizim eksikliğimiz.
Musa hocam çoğumuzun aradığı sessizliği yakalamış iç huzurunuzla yüzleşmişsiniz. Ve sonra yine dünya gerçekleri ve kirliliği…
Senin açından bakalım; Allah,onların çirkinliğini senin güzel namaz alarmınla susturmuş Hocam buna “şükür” de bence.
Baharı yaz uğruna
tükettik,
Aşkı naz uğruna,
Ve papatyaları
Seviyor sevmiyor
Uğruna;
Derken ömrü tükettik,
Bir hiç uğruna…
Biz yarış bitse de koşan atlarız
Sizin nezaketinizde bir insanin ardından söylenecek en son laflar.Ve hala o terbiyesizliğe hamlık diyebilmek.İyi ki o alarm kurulmuş belki günlerce sığ insanların densizliğine maruz kalacaktınız.İnsani tadıyla arındırmıyorlar.Hala uyanmayı bilenlerin sayılarının artması dileğiyle .
Sessizliğin değerini, doğanın huzurunu ve insanın kendi iç yolculuğunu anlatan böylesine güzel bir anlatım için teşekkürler.
Atalarımız söz gümüş sukut altındır,demişler hocam. Siz o altını bulmuş,üstüne de yazı yazıp günümüz insanının sürekli yaptığı saygısızlıkları anlatmışsınız. Kaleminize yüreğinize sağlık.
Çok güzel ve anlamlı bir anlatım olmuş
Sessizliği severim
İnsanların bazisi kendindeki kusuru görmez ama başkasının kusurunu görür. Bu hamliktir. Hamlara rastlamissiniz, hamlik etmemissiniz. Bu bir erdemdir. Erdemli insanlara ihtiyacımız var hem de cok. İnziva, gerekli, iyi gelir insanın kendiyle kalması. Var olun. Erdemle, huzurla!
Aahh üstad, ahhh!
Sizin nezaketinizde bir insanin ardından söylenecek en son laflar.Ve hala o terbiyesizliğe hamlık diyebilmek.İyi ki o alarm kurulmuş belki günlerce sığ insanların densizliğine maruz kalacaktınız.İnsani tadıyla arındırmıyorlar.Hala uyanmayı bilenlerin sayılarının artması dileğiyle .
Sesini keseceğimiz insanlar o kadar fazla ki. Olsun senin sessizligin sesini yükseltenlerden daha anlamlıdır bu yalan dünyada
Bizim sessizliğimiz mi insanları cesaretlendiriyor yoksa ince düşüncemiz mi onları kabalaştırıyor. Bilemedim. Bir sonraki seneye , sizleri , cırcır böcekleri korosunda kalp atışlarınız sanki sessiz bir notaya basar gibi kıpırdayan yaprakların altında biten gecelerde ve çarşaf gibi seher denizinin hemen dibinde kimselerin bilmediği bir koyda , bekliyorum inşââllah görüşmek üzere üstadım.