Yakın tarihte Afganistan, Irak ve Suriye’yi işgal eden, İsrail’e Gazze’yi işgal ettiren, şimdilerde ise Venezuela’yı abluka altına alan, dünyanın her köşesinde istediği gibi at koşturan Amerika’nın arkasında tek bir güç var. Amerikan Doları. Bu güç yıkılmadıkça Amerika ve siyonist İsrail dünyaya kan kusturmaya devam edecek. Bu yazımda bu konuyu irdeleyeceğim.
Dünyanın çeşitli köşelerinde patlak veren çatışmalar, iç karışıklıklar ve ekonomik krizler, sıklıkla yerel dinamiklere bağlansa da, arkalarında daha derin bir yapı yatmaktadır. Bu yapı, Amerikan dolarının küresel ekonomideki tartışmasız hakimiyeti üzerine kurulmuş durumdadır. ABD’nin emperyalist politikalarını sürdürmesine olanak veren, istediği ülkede müdahale yapma özgürlüğünü sağlayan şey, büyük ölçüde doların dünya üzerindeki gücüdür. Petrol ticareti başta olmak üzere uluslararası anlaşmaların dolar üzerinden yürütülmesi, Washington’a sınırsız bir finansal güç sağlamaktadır. Bu güç, askeri operasyonları finanse etmekten, istenmeyen hükümetleri destabilize etmeye kadar uzanmaktadır.
Doların bu üstünlüğü, tesadüf değil. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemde dolar, dünya rezerv para birimi haline gelmiştir. Özellikle 1970’lerde petrol ihraç eden ülkelerle yapılan anlaşmalar, petrolün dolarla fiyatlandırılmasını zorunlu kılmıştır. Bu sayede, dünya ticaretinin büyük kısmı dolar üzerinden dönerken, ABD borçlanmasını düşük maliyetle sürdürebilmektedir. Mevcut düzende yabancı ülkeler dolar biriktirmek zorunda kalmakta, bu da Amerikan hazinesine sürekli fon akışı sağlamak anlamına gelmektedir. Sonuçta, ABD’nin süper güç statüsü, askeri üstünlüğünden çok dolara dayalı bu ekonomik mekanizmaya dayanmaktadır. Doların hakimiyeti kırılmadıkça, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler sürekli bir baskı altında kalmaya ve bağımsızlıklarının her zaman ABD tehdidi altında kalmasına mahkumlar.
Bu baskının en somut örnekleri, Ortadoğu ve Afrika’da görülmektedir. Yıllardır süren savaşlar, darbeler ve ekonomik ambargolar, dolar sisteminin koruma kalkanı altında gerçekleşmektedir. ABD, doları bir silah gibi kullanarak, muhalif ülkeleri cezalandırmaktadır. Ticaret anlaşmalarının dolar ve euro üzerinden yapılması, gelişmekte olan ekonomileri ABD’ye ve AB’ye bağımlı kılmıştır. Bu paralarla borçlanan ülkeler, faiz yükü altında ezilirken, kendi kaynaklarını emperyalist güçlerin çıkarına sunmak zorunda kalıyorlar.
Çözüm, bölgesel para birliklerinde yatmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler, kendi aralarında ortak para birimlerine geçerek bu emperyalist zinciri kırmalıdır. Afrika kıtası, uzun zamandır tartışılan pan-Afrikan bir para birimi için adımlar atmakta fakat engelleniyorlar. Abuja Antlaşması’ndan beri gündemde olan Afro veya benzeri bir ortak para, kıta ülkelerini dolar bağımlılığından kurtarabilir. Batı Afrika’da Eco projesi gibi girişimler, bu yönde umut verici gelişmeler olsa da, daha kararlı bir birliktelik gerektirmektedir. Afrika ülkeleri, doğal kaynaklarını ortak bir para ile değerlendirerek, dış müdahalelere karşı direnç kazanabilir.
Benzer şekilde, Ortadoğu ülkeleri de ortak bir para birimine geçişi ciddi şekilde değerlendirmelidir. Ortadoğu, petrol zenginliğiyle dünya ekonomisinin merkezinde yer alsa da, dolar üzerinden ticaret bu zenginliği direkt olarak ABD’ye aktarmaktadır. Körfez ülkelerinin geçmişteki Khaleeji girişimleri gibi çabalar, siyasi farklılıklara takılsa da, yeniden canlandırılabilir. Ortadoğu’nun ortak bir para birimi, sadece ekonomik bağımsızlığı değil, bölgesel istikrarı da güçlendirir.
BRICS gibi oluşumlar da doların hakimiyetinin kurulması açısından çok doğru hamlelerdir. Türkiye BRICS’teki yerini kesinlikle sağlamlaştırmalı ve ortak para birimine dahil olmayı da alternatif olarak değerlendirmelidir. Keza bu oluşuma üye ülkeler, yerel para birimleriyle ticareti artırarak ve alternatif ödeme sistemleri geliştirerek doların etkisini azaltıyor. Dünya, Dolar ve Euro’nun tekeline son vermedikçe, ezilen halklar özgürlüklerine kavuşamayacaktır. Bölgesel para birlikleri, sadece ekonomik bir tercih değil, bağımsızlık mücadelesinin zorunlu bir adımıdır. Bu hakimiyet kırıldığında, dünya daha adil bir düzene doğru yol alabilir.