Bahadır Gönül
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Dış Politika
  4. Avrupa’nın Yeni Gözdesi Türkiye’nin Light AB Üyeliği İhtimali

Avrupa’nın Yeni Gözdesi Türkiye’nin Light AB Üyeliği İhtimali

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler, son dönemde alışılmadık bir ivme kazandı. Avrupa’nın sonu gelmeyen Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle artan Rusya tehdidi karşısında Türkiye jeopolitik önemini kat be kat arttırdı. Zira hem Rusya hem Ukrayna ile iyi ilişkiler içerisinde olan, Suriye ve Gazze meselelerinde aktif rol alan tek Avrupa ve NATO ülkesi Türkiye. İngiltere’nin geçtiğimiz hafta ülkemizle imzaladığı Eurofighter anlaşması, Almanya’nın savunma işbirliği adımları ve Brüksel’in “aşamalı entegrasyon” önerisi, Türkiye’nin stratejik değerini Avrupa’da yeniden gündeme taşıdı. Ancak bu yakınlaşma, tam üyelik vaadinden çok, jeopolitik ihtiyaçların dikte ettiği bir pragmatizmle şekilleniyor. Türkiye, 1987’den beri sürdürdüğü AB üyeliği sürecinde, bu kez veto hakkı ve oy kullanma yetkisi olmayan benim şahsen light üyelik olarak adlandırdığım bir “özel ortaklık” modeli ile karşı karşıya.


Rusya-Ukrayna savaşı, enerji güvenliği ve göç yönetimi gibi kritik başlıklarda Türkiye’nin vazgeçilmezliği, Avrupa başkentlerinde artık yüksek sesle dile getiriliyor. Karadeniz Tahıl Koridoru’ndaki arabuluculuğu, 4 milyona yakın Suriyeli mülteciyi barındırması ve NATO’nun güney kanadındaki konumu, Ankara’yı Brüksel için “stratejik tampon” haline getirdi. Avrupa Komisyonu’nun 2025 Türkiye Raporu, bu katkıları övse de, demokratik gerileme, yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğündeki sorunları aynı sertlikte eleştiriyor. Türkiye ile müzakereler 2018’den beri dondurulmuş durumda; Kıbrıs sorunu ise AB üyeliği sürecinde tamamlanması gereken 8 faslı hâlâ bloke ediyor.


İngiltere ve Almanya’nın son hamleleri ise bu tabloyu karmaşıklaştırıyor. Keir Starmer’ın Ankara ziyaretiyle imzalanan jet anlaşması, Brexit sonrası İngiltere’nin Avrupa dışı ama Avrupa’yla bütünleşik bir güvenlik politikası izleme çabasının parçası. Ayrıca ABD Başkanı Trump’ın Erdoğan ile yakın ilişkisi de İngiltere’nin Türkiye’yi dış politikada tamamen ABD’nin etkisi altında bırakmak istememesi ve yanlarına çekme hamlesidir. İngiltere her zaman uluslararası dengeleri gözetir. Bilhassa Türkiye konusunda. Almanya kanadında Friedrich Merz’in Eurofighter satışına onay vermesi ise, Almanya’da şimdiye kadar Merkel döneminin Türkiye için öngördüğü “imtiyazlı ortaklık” retoriğinden belirgin bir kopuş olarak değerlendirilebilir. Almanlar Eurofighter jetlerinin Türkiye’ye satışına onay vermiyordu. Ancak her iki ülke de “tam üyelik” kelimesini Türkiye için henüz ağzına almıyor. Merz’in “Türkiye’yi AB’nin yanında yakın bir ortak olarak görüyoruz” ifadesi, ülkemiz kamuoyunda “üyelik yolunda ilerleme” olarak yorumlansa da, orijinal metine baktığımızda kısa ve orta vadede tam üyeliğin gündemde olmadığı açıkça belirtiliyor.


AB’nin genişleme stratejisinde öne çıkan “aşamalı entegrasyon” modeli, AB üyesi ülkelerin aday ülkelere karşı gösterdiği bu pragmatist tavrın kurumsal yansımasıdır. Ukrayna ve Batı Balkanlar için tasarlanan bu yaklaşım, aday ülkelere tam haklar tanımadan önce ekonomik, sektörel ve güvenlik alanlarında kısmi katılım imkânı sunmaktadır. Türkiye için bu durum, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, vizesiz seyahat ve yeşil dönüşüm fonlarına erişim anlamına gelebilir. Ancak veto hakkı yok, dış politika ve vergi kararlarında oy kullanma yetkimiz de sınırlı olacaktır. Kısacası, ilerleyen süreçte yetkileri ve söz hakkı sınırlandırılmış bir şekilde light üyelik modeliyle AB’ye katılırsak ekonomik olarak AB pazarına daha derin erişim imkanımız olacak fakat AB’nin diğer üyeleriyle siyasi eşitliğimiz söz konusu olmayacak.


Bu model, Türkiye için hem fırsat hem tuzak barındırıyor. Ülkemiz AB üyeliğine kabul edilirse Avrupa’yla ekonomik entegrasyon derinleşir, savunma işbirliği kurumsallaşır, NATO-AB köprüsü güçlenir. Fakat AB için Türkiye’nin olası üyeliği mevcut durumda Kopenhag Kriterleri’nin gevşetilmesi anlamına geliyor. Türkiye şu an bu koşulları sağlamıyor. Avrupa Parlamentosu’nun Mayıs 2025 kararı, “jeopolitik önem, demokratik standartlardan taviz verilmesini haklı kılmaz” diyerek bu kaygıyı netleştirdi. Ülkemizdeki yargı bağımsızlığı tartışmaları ve basın özgürlüğündeki gerileme iddiaları, AB raporlarında ülkemize büyük bir eksi olarak yazıyor ve “otoriterleşme” başlığı altında yer alıyor. Avusturya, Fransa ve Kıbrıs’ın ülkemizin olası AB üyeliği için veto hakkı ise hâlâ masada.


Öte yandan Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Rusya ve Çin açılımı ile BRICS+ üyeliğine ilgisi, Ankara’nın AB üyeliği dışında alternatif arayışlarını da gösteriyor. Temmuz 2025’te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Kos arasındaki İstanbul zirvesi, “ortak stratejik çıkarlar” vurgusuyla umut verse de, somut bir yol haritası sunmadı.


Sonuç olarak, 2025 ve 2026 Türkiye-AB ilişkilerinde bir dönüm noktası olabilir, ancak tam üyelik bence yakın zamanda zor görünüyor. Aşamalı entegrasyon, pragmatik bir köprü sunabilir. Türkiye her halükarda AB üyesi olmakla siyasi ve ekonomik güç kazanır, ama eşit üyelik hakları olmadan ikinci sınıf bir üyelik statüsünde yer alarak. Avrupa ülkelerinin artan jeopolitik gerilim ve Rusya tehdidi nedeniyle Türkiye’ye atfettiği önem gittikçe artıyor ve artmaya devam edecek. Bu durumu lehimize çevirecek iki şey var. Birincisi dış politikada stratejik hamleler yaparak kozumuzu arttırmak. İkincisi ise iç politikada siyasi, sosyal ve ekonomik reformlar süratle gündeme alınmalı. Çünkü demokratik değerler AB için vazgeçilmez öneme sahiptir. Aksi takdirde, AB kapısında bekleyişimiz uzamaya devam eder.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çerezler

Warning: Undefined variable $nonce in /home/res85730442/public_html/turkdigitals.net/home/dir/wp-content/themes/kanews/class/Util/Kai.php on line 223
KAI ile Haber Hakkında Sohbet