Bahadır Gönül
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Dış Politika
  4. Sınırımızdaki Büyük Tehlike: Terör Ordusu YPG/SDG

Sınırımızdaki Büyük Tehlike: Terör Ordusu YPG/SDG

featured

Ülkemizin bekâ meselesi haline gelen Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 10 Ekim 2015’te ABD desteğiyle resmi olarak kurulmuş bir ittifaktır. Başta terör örgütü PKK’nın Suriye’deki YPG/YPJ kolu olmak üzere Arap, Asuri/Süryani ve diğer etnik gruplardan oluşan milislerden meydana gelen bu yapı, IŞİD’e karşı mücadele bahanesiyle hızla Kuzeydoğu Suriye’nin petrol zengini bölgelerini kontrol altına almış ve fiili bir özerk yönetim kurmuştur. ABD’nin yoğun silah, eğitim ve hava desteğiyle güçlenen SDG, Türkiye sınırında konuşlanarak PKK terör örgütünün Suriye kolu YPG’nin ana unsuru haline gelmiştir. Silahlı gücü yaklaşık 100 bin sayısını bulan ve büyük bir ordu haline gelen bu terörist yapılanma, ABD’nin bölgedeki vekil gücü olarak hareket etmekte ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bir parçası olarak Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme planına hizmet etmektedir.

10 Mart 2025 tarihinde, Suriye’nin yeni lideri Ahmed eş-Şara ile SDG elebaşı Mazlum Abdi arasında ABD aracılığında imzalanan mutabakat, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunu öngörüyordu. Bu anlaşma, askeri yapıların Şam’a bağlanmasını, sınır kapıları ve petrol sahalarının merkezi hükümetin kontrolüne geçmesini içeriyordu. Ancak Aralık sonu itibarıyla süreç tamamen tıkanmış, Halep’te iki taraf arasında çıkan çatışmalarda siviller hayatını kaybetmiş ve taraflar birbirini suçlamıştır. Mart ayından bu yana yaşanan gelişmeler de, entegrasyonun kağıt üzerinde kaldığını ve SDG’nin entegrasyon yönünde iyi niyetli gerçek bir irade ortaya koymadığını net olarak göstermektedir.

Kuzeydoğu Suriye’de hakimiyet kuran SDG, ABD’nin yıllardır süren yoğun askeri desteğiyle profesyonel bir orduya dönüşmüş ve bölgeyi fiilen bağımsız bir yapı haline getirmiştir. Türkiye sınırında konuşlanan bu güçler, ana bileşeni olan YPG’nin PKK terör örgütüyle doğrudan bağlantısı nedeniyle Türkiye için en üst düzeyde ulusal güvenlik tehdidini oluşturmaktadır.

SDG, ABD’nin bölgedeki stratejik vekil gücü olarak Büyük Ortadoğu Planı’na hizmet ederken aynı zamanda İsrail ile de sıkı ilişkiler kurmaktadır. Suriye’deki Dürzi gruplara SDG aracılığıyla destek sağlanması bu koordinasyonu ortaya koymaktadır. Sözde entegrasyon süreci aslında tamamen bir yalandan ibarettir. Bu süreç ABD’nin bölünmüş üç parçalı Suriye için tasarladığı stratejik planının parçası olarak tasarlanmıştır. Amacı SDG’yi özerk bir güç olarak korumak ve Türkiye’nin güney sınırını yıllar sürecek kalıcı bir tehdit altında tutmaktır.

ABD’nin ısrarla SDG ile işbirliğini sürdürmesi, entegrasyonu teşvik ediyormuş gibi görünürken aslında süreci bilinçli olarak geciktirmesi, NATO müttefiki Türkiye ile ilişkilerini germekte ve bölgesel istikrarsızlığı kalıcı hale getirmektedir.

Mutabakat için verilen sürenin bitmesine sayılı günler kalmışken yaşanan gelişmeler SDG’nin zaman kazanma taktiği izlediğini ortaya koymuştur. ABD’nin bu süreçteki rolü, SDG’nin bağımsızlığını gizlice korumak ve Türkiye’ye karşı bir tampon güç yaratmaktır. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada SDG’nin entegrasyona niyeti olmadığını vurgulamış ve mevcuttaki durumun Türkiye’nin sabrını tükettiğini belirtmiştir.

Bu sahte entegrasyon planı, Türkiye’nin ulusal bağımsızlığına ve güvenliğine doğrudan zarar verecek şekilde kurgulanmıştır. SDG’nin bağımsız yapısı, PKK unsurlarının sızmasını kolaylaştırmakta, terör saldırılarını teşvik etmekte ve güney sınırını kalıcı bir istikrarsızlık kaynağı haline getirmektedir. Plan başarılı olursa, Türkiye sınırında kalıcı bir terör koridoru oluşacak ve egemenliğimiz ciddi şekilde tehdit altına girecektir. Bölgesel istikrar ile Türkiye’nin ulusal bağımsızlığı açısından, SDG’nin gerçek anlamda Suriye ordusuna entegre edilmesi, terör bağlantılarının tamamen kesilmesi ve özerk yapıların derhal sona erdirilmesi zorunludur. Ortada ABD ve İsrail’in çıkarları varken bu şartların “gerçek manada” gerçekleşmesine pek ihtimal vermiyorum.

SDG, ABD’nin dokunulmazlığı altında siyasi ve askeri olarak gittikçe güçlenmektedir. Yapılması gereken şey ortadadır. Türk ordusu Suriye’ye girmeli ve SDG’yi hedef alan büyük kara harekâtını derhal başlatmalıdır. ABD ve İsrail’in Büyük Ortadoğu Projesi’nin parçası olan bu “terörist ordu”nun varlığı, şanlı Türk ordusu tarafından bütün riskler göze alınarak yok edilmedikçe hem Suriye’nin yeniden demokratik inşaasını hem de Türkiye’nin geleceğini kalıcı olarak tehlikeye atacak ve yeni nesil level atlamış bir terör ordusu olarak bizi tehdit etmeye uzun yıllar devam edecektir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çerezler

Warning: Undefined variable $nonce in /home/res85730442/public_html/turkdigitals.net/home/dir/wp-content/themes/kanews/class/Util/Kai.php on line 223
KAI ile Haber Hakkında Sohbet